Bir Kapının Önünde Yıllardır Bekliyor
- May 1
- 1 min read
Updated: Jun 16
Enes Karamanlı için öğretmenlik yalnızca bir meslek değil, yıllarını verdiği bir kimlik. Zor şartlarda okudu, çalıştı, vazgeçmedi. Mezun olduğunda hayatının başlayacağını düşündü. Ama öğretmenlik onun için bir sınıfa girmekten çok, yıllardır beklemek anlamına geldi. Her yıl aynı sınav, aynı umut ve aynı hayal kırıklığıyla karşılaştı. Atanamadıkça verdiği emeğin karşılığını alamadığını hissetti. Zamanla öğretmenlik, sadece mesleki bir mesele olmaktan çıktı evin içinde, aile arasında, gündelik hayatın her yerinde sorgulanan bir şeye dönüştü. Evdeyken çalışmıyor sanıldı. Çabası görünmedi. “Ne zaman atanacaksın?” sorusu, bir süre sonra sıradan bir soru olmaktan çıkıp insanın içine işleyen bir yargıya dönüştü. Enes, kendini tembel ya da vazgeçmiş biri olarak görmüyor. Sadece önüne kapatılmış bir kapının önünde beklediğini söylüyor.
Bugün öğretmenlik onun için sınıfa girememek demek. Tahtaya yazı yazamamak, öğrencilerle buluşamamak, yıllarca hayalini kurduğu mesleği tam anlamıyla yapamamak demek. Bir yandan da geçinebilmek için düşük ücretlerle, eksik haklarla çalışmak zorunda kalmak demek.
Enes’in en çok sorduğu soru şu: “Ben ne için okudum?” Çünkü yıllarca verilen emek, alınan diploma ve kurulan hayal, atanamadığı sürece karşılığını bulamıyor. Öğretmen olarak yetişmiş ama öğretmen olarak görülmemiş olmak, onun hayatında derin bir kırgınlık bırakıyor.
Onun hikayesi, yalnızca atanamayan bir öğretmenin hikayesi değil. Aynı zamanda emeğin, bekleyişin ve değersiz hissettirilmenin hikayesi. Enes Karamanlı bugün hâlâ vazgeçmiş değil. Ama beklemek de insanı yoran bir şeye dönüşüyor.
Çünkü bazı insanlar mesleğini yapamadığı için değil, yıllarca hazırlandığı hayatın kapısı açılmadığı için yoruluyor.


